“Benimki bir dünya yaratmak”
featured

“Benimki bir dünya yaratmak”

Kendine has cümleleri, muzip kelime oyunlarıyla Geniş Aile dizisinin senaristi Cüneyt İnay’la dizinin  başarısından sektörde senaryo problemlerine kadar birçok konuya değindik. Yeni çıkacak olan kitabının haberini de aldık.

Görkem HASGÜL

2009 yılında Türkiye’de bir dizi başladı, Geniş Aile… Dizinin başrollerini Ufuk Özkan, Fırat Tanış, Rasim Öztekin, Mine Teber, Halit Akçatepe gibi önemli isimler paylaştı. Çok sevildi, çok benimsendi. Dizinin kendine has dili çok ilgi gördü. Geniş Aile, Türk komedi tarihinde bambaşka bir kapı açmıştı, bir komedi dizisinin alabileceği en yüksek reytingi almıştı fakat dizinin yaratıcısı Cüneyt İnay kendini hep geri planda tutmuştu. Cüneyt İnay’dan çok konuşulan dizinin başarısından ülkemizde senaryonun problemlerine kadar sektörle ilgili bir değerlendirme aldık.

Senaryo sizin için ne ifade ediyor? Senarist olmanın cezbedici yanı neresi?
Benim için tamamen özgürlük diyebilirim. Çünkü başka bir dünyanın içine girip kaybolmak, o dünyanın içinde bir süre yaşamak… Özgürlük dememin sebebi, ben mizah dergilerinde yazarken, senaryodaki kadar özgür değildim. Niye bilmiyorum ama öyleydi. Kendimi sürekli ispatlama çabası içindeydim. Senaryo ile kendimi ispatlama çabasından kurtuldum. Diyeceksiniz ki, senaryoda daha çok yok mu bu, var ama nedense bende öyle bir kompleks oluşmadı. Tamamen kendi istediğim mizahı yansıttığımda daha özgür bir şeyin içinde buldum kendimi.

Peki hiçbir senaryonuza yapımcı müdahale etmiyor mu? Bu noktada nasıl bu kadar özgür hissedebiliyorsunuz?
Yapımcı senaryodaki dünyanın içine pek girmez. Toplumun kendince bir oto-sansürü vardır. O sansür yazarların içinde de mevcut, o filmin amacına yöneliktir bu, yapımcıların orada müdahaleleri oluyor ama dediğim gibi o dünyanın içine girmez yapımcı, o tamamen başka bir şey, öyle olursa kendi hikâyesi olmuş olur zaten. Öyle bir çalışma modeli de var, yapımcı bir hikâye bulur ve o hikâyeyi birine yazdırır. Bu benim yaptığım işten çok başka bir model. Benimki bir dünya yaratmak. Daha sonra da o dünyaya uygun yapımcı, o dünyaya uygun oyuncular bulunuyor. Tabii şöyle bir şey de oluyor, yaptığınız iş daha sonra kolektif bir yapıya dönüşüyor. Bulduğun oyuncudan yeni bir şey çıkabiliyor, mekândan bir şey çıkabiliyor, o beslenme süreciyle gelişiyor. Her şey benim kafamın içindeydi, hepsini dışarı çıkardım, olmuyor. Çıktıktan sonra da yeni şeyler bulmaya başlıyorsun, hikâye kendi kendine yeni şeyler üretebiliyor.

Yani Geniş Aile’nin senaryosunu yazarken de en çok keyif aldığınız şey o senaryodaki özgürlüktü diyebilir miyiz?
Tabii ki. Zaten ben başka bir dizinin spin-off’unu yazarken D Production ile tanışmıştım, onlar da dediler ki biz başka dizinin spin-off’unu yapmayız, sen kafana göre bir şeyler yaz, rahat ol dediler. İlk defa bana biri rahat ol deyince, rahat oldum ben de(!) Tamamen kendi ailemden, çevremden esinlendiğim bir iş çıkmış oldu ortaya.

Geniş Aile bir yaz dizisi olarak başladı. Siz bu diziyi yazarken beklentiniz ne yöndeydi?
Evet bir yaz dizisiydi bu, sadece yazın reyting alabilecek bir diziydi ama sezonda da reyting aldı. Hatta bir komedi dizisinin alamayacağı kadar çok reyting aldı. Bu dizi absürt bir diziydi ve absürt bir dizinin Türkiye’de bu kadar çok reyting alması mümkün değildir. Geniş Aile çok düşük beklenti, çok düşük bütçelerle yapıldı ve kimse Geniş Aile’nin böyle bir başarı yakalayacağını beklemiyordu. Tabii dediğim gibi o dünyanın verdiği özgürlük, rahatlık ve reyting savaşının içinde olmayışımız bu başarıda çok etkili oldu. Bu diziyi herkesin sevmesinin sebebi Türk insanın temel duygularına hitap etmesiydi. Türklerin adaptasyonu çok yüksektir, kendi dünyasının içine her şeyi alır ve eritir. Düşünün ki Instagram’ı biz bulmadık ama kullanıcı sayısı olarak dünyada 3. sıradayız. Aşırı derecede hızlı adapte oluyoruz, ben inanıyorum ki yarın uzaylı inse dünyaya, biz hemen adapte oluruz. Bizim milletin adaptasyonun yüksek olması zaten iyi mizah malzemesi. Geniş Aile içinde durum böyle, insanlar o diziye, o dizinin içindeki dile çabuk adapte oldu.

Sosyal medyanın dizi ve filmler üzerindeki etkileri nelerdir? Sosyal medya izlenmeyi ne kadar etkiliyor?
Tabii o dizinin nereye hitap ettiğine bağlı olarak değişiklik gösterir. Geniş Aile çok ilgi görüyordu sosyal medyada. Evet sosyal medya bir etkileşim ama dizi reyting alamıyorsa, sosyal medyada sevilmesi bir işe yaramaz, yurtdışına da satamazsın. Reyting almayınca hiçbir şey olmuyor. Reyting alma kaygısı da çok stresli bir şeydir. Sadece işin geleceği değil, orada çalışan tüm insanların geleceği reytinge bağlıdır. İnternet dizilerinde de reyting kaygısı var, yok gibi duruyor ama kesinlikle var. Mesela Fi dizisi, dünyaya hitap edebilecek bir dizi olamaz ama kendi kendini besleyen bir dizi olmuştur. Yapımcılık açısından gayet başarılıydı ama içerik olarak Türk insanını cezbeden bir şey değildi.

Peki dünya çapında ses getirecek bir dizi yapmanın sırrı sizce nedir?
Kendi insanını iyi anlatıp, basit insan duygularından yola çıkmak gerekiyor. Mesela The Walking Dead’in tutmasının sebebi zombiler ya da kullanılan efektler değil tamamen hayatta kalma içgüdüsü, o güdüden yola çıkıyorlar. Çünkü herkeste hayatta kalma içgüdüsü var. Böyle bir durumda insanlar nasıl hayatta kalır, insanların kendi arasındaki ilişki ne olur… Mesela normal bir zamanda yemek yerken, yemeğinizi biriyle paylaşırsanız bu nezaket sayılır fakat öyle bir durumun içinde bunu yaparsanız adalet sayılıyor. Tamamen insani içgüdüler var, iyi dizi bence bu şekilde yapılır.

Neden Türkler dünya çapında izlenen bir dizi yapamıyor? Sizce bunun sebebi nedir?
Türklerin adaptasyon gücünün yüksekliğinden faydalanarak böyle bir dizi yapılabilir. Türklerin sertliğinden, cesaretinden… Bizdeki yeraltı dünyasının yansıması var yurtdışında. Ama bizde yeraltı dünyası dizileri genelde devlete dayanıyor. Yani devlet adına mafyalık yapıyorsan iyisin, o zaman seni kabul ederim ama devlet adına yapmıyorsan seni kabul etmem, durumu var. O formüle de uymazsan dizin iç piyasada reyting almıyor ve bitiyor. İçerik olarak da iyi değiliz, o daha çok yapa boza kendini bulacak bir şey. Ekran yüzünü değil de hikâyeyi ön planda tuttuğumuzda çok başarılı işler ortaya çıkacak.

Son olarak, yakın zamanda hangi projeleriniz bizleri bekliyor?
Pür Neşe ve Üst Düzey Ayrılık’tan sonra üçüncü kitabım çıkacak. Bir hikâye kitabı olacak bu. Fakat içeriğinden bahsedersem kitabı tamamen anlatmış olurum. Ama daha öncekiler gibi yine mizah kitabı olacak bu da.

Nisan 29, 2018