Bireyin sonsuzluğu yahut Labirent
Kitap

Bireyin sonsuzluğu yahut Labirent

Bir, iki, üç, çok… “Eski bir kabilede, insanlar üçe kadar sayar, sonrasına çok derlermiş.”*

Behice Özden

Ölmek unutulmaktan öte unutmaksa eğer, yeniden doğmak İstanbul’da ancak boğazın sularında mümkün olabilir. İletişim Yayınları’ndan çıkan son romanı Labirent’te Burhan Sönmez, Boratin karakteri üzerinden varoluşa, toplumsal belleğe dair cevap vermekten çok doğru soruları soruyor. İstanbul Boğazı’na atlayarak intihar girişiminde bulunan ve tek kaburgası kırık, hafızasını kaybetmiş olarak kurtulan Boratin kitap boyunca kendi kaburgasından yeniden doğuyor. Gözlerini tül perdenin havalanmasıyla açan Boratin için zaman dalgalanıyor ve bin yıl öncesiyle bugünün ve dahi geleceğin arasındaki perdeyi kaldırıyor.

Bir

Burhan Sönmez; Kuzey, Masumlar ve İstanbul İstanbul isimli romanlarının ardından gelen Labirent’te de bir kenti adım adım arşınlamaya devam ediyor. Ancak Galata’nın bohem barları, karanlık pasajlar, Beyazıt Kulesi ve geceleri loş ışıklarıyla sadece hüznü pekiştiren Haydarpaşa Garı’yla ilk defa bu kadar derine, yeraltına iniyor. Neden intihar ettiğini bile bilmeyen bir müzisyen olan Boratin’in sancısına fonda İstanbul’un nemli, görece kasvetli ve zamanın ağır aksak ilerlediği mekanları eşlik ediyor. Çocukluğunun geçtiği küçük kasaba ise birçok insanın hayatında durduğu yerden, uzaklardan gülümsüyor. Boratin’le birlikte baskılanan dünyanın acıları Bessie Smith’in sesinden duyuluyor.

Kendisine resmi daireden verilen kimlikten, arkadaşlarının anlattığı anılarda yer alan halinden dahasının peşine düşen Boratin’in yolu; tarihsel olarak küçük saatçi dükkanına, kıymetli el yazmalarını bekleyen sahafa, toplumsal olarak meraklı gözlerle mahalleliyi teftiş eden bakkala, gece yazılama yapan gençlerin çaylarını yudumladığı kafeler ile kendilerini, sigara dumanında dalgalanan müziğin ritmine bırakanların barlarına, bol kahkahalı meyhanelere, kaldırım taşlarında izi kalan güzel kadınlara çıkıyor.

İki

Ölmek isteyen bir insanın tüm yaşamını unutması üzerine kurgulanan Labirent, ölümle yaşam arasındaki o koskoca boşluk etrafında dolaşıyor. Sönmez, birçoğumuzun zihninde yer eden “bir insan onu hatırlayan son kişi öldüğünde ölür” sözüne karşılık adeta “peki herkes hatırlarken kendini bir tek sen unutursan?” sorusunu sorarak ölüme başka bir tanım getiriyor. Neden yaşadığının belirsizliğini bir kenara bırakırsak neden ölmek istediğini bilmeyen Boratin’in arayışları aile, sosyal çevre, mahalle kültürü, tarihin zamanın bozulan çarkında dalgalanmasıyla aynı yanıta kavuşuyor.  Tıpkı doğru zamanı göstermeyen bir saatin önce hangi çarkının bozulduğunu anlamak gerektiği gibi Boratin de adım adım kentte ve zihnindeki karanlık sokaklarda neyin yittiğini bulmaya çalışıyor. Çağın getirdiği yaşam ile somut bağ kuran eşyalarında kendi parmak izini arıyor, bazen yüzlerce bazen binlerce yıl önce olanları bugün yaşanmış gibi algılıyor ve dostlarının anlattığı adamı aynalara bakarak tanımaya çalışıyor. Burada da günlük yaşamın getirdiği rutinlere şüpheyle yaklaşan Boratin evinde bulduğu İsa ve Meryem biblosuyla ilişki kuruyor. Zamanın sınırlarında gezinen bir zihin için seçilen kuşkusuz yerinde bir obje.

Üç

Romanlarında yerel söylencelere, efsanelere ustalıkla yer veren Burhan Sönmez’in bu efsanelere Labirent’te de yer verdiğini görüyoruz. Ancak diğer romanlarından farklı olarak Sönmez’in son romanı Labirent’te bu efsanelerin peşine takılmadığını, sadece toplumsal belleği tazeleyen bir motif olarak kullandığını farkediyoruz. Yine Kuzey, Masumlar ve İstanbul İstanbul’da ana karakterinden yola çıkarak bulunduğu çevreyi tasvirleyen, arayışlarını bireyden ziyade daha çok dış etkenlerde sürdüren Sönmez’in bu kez bireyin varoluş mücadelesinin, içindeki yansımalarının izini sürdüğünü görüyoruz.

Saat, ayna ve …? Kitapta yer alan bir hikayenin iki önemli parçası saat ve ayna iken bir diğeri sırrını koruyor. Ölmek yahut yeniden doğmak, nasıl tanımlarsak tanımlayalım, her iki hali de Burhan Sönmez zamanı eğip bükerek, insanın kendine olan bakışıyla sonsuzluğu yakalamasını gösteriyor.

Çok

Bir, iki, üç, çok… Boratin uyumak için, sakinleşmek için, belki de yaşadığına inanmak için soluklarını sayıyor; 41, 42, 43. Bu soluklarla kenti adımlıyor. Bu soluklarla bir kıtadan diğerine geçiyor. Adımlarını sayıyor; 41, 42,43… ve bir yere varıyor. Kimbilir belki de soluğumuzun sayısınca adımlarımıza denktir varlığımız.

*Labirent / Burhan Sönmez

Ekim 8, 2018