Her şey Bir Tebessüm İçin
featured

Her şey Bir Tebessüm İçin

“Yardımlaşma Türkiye’de çoğu insanın anladığı gibi, evde kullanmadığın yahut eskimiş olan eşyaları birilerine göndermek değil. Her şeyden önce yardımlaşma kelime yapısına bakınca işteş fiil, yani bunun karşılıklı olması gerekiyor.”
Behice Özden
Maksim Gorki “Dünyayı güzellik kurtaracak” der, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski de Prens Mişkin aracılığıyla söyler: “Dünyayı güzellik kurtaracak” ve Sait Faik devam eder “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey.” Zülfü Livaneli ise Ada albümünde dizelere ve notalara döker. Bu inancın yaşamda gerçekliğini karşılayan ve anlamlandıran, bir proje olarak başlayan, bugün ise dernek çatısı altında çalışmalarını sürdüren Bir Tebessüm İçin yollara düşen gençlerle buluştuk.
Hepsi 20’li yaşlarının henüz başlarında, hepsi üniversite öğrencisi ve hepsi kendi deyimleriyle “tuzu kuru, zengin çocukları.” Onlarınki tam bir yol hikâyesi. Bünyesinde sosyal projelere yer veren bir liseden mezun olduktan sonra gittikleri üniversitelerde bu konuda boşluk yaşayan, “bir şey yapmalıyım” arzusunda birleşen, birçoğu liseden hatta çocukluktan tanışan gençlerimizin yolu sarı Bostancı dolmuşunda kesişir ve o 15 dakikada karar verirler bu yolculuğa çıkmaya. İlk önce karış karış ülkeyi gezmek isterler, yaz aylarında dil eğitimi için gittikleri ülkelerde “farklılık”lar çekmiştir dikkatlerini en çok. Ancak kendilerini “bir şey yapmak zorunda” hissetmeleri bu gezilere bir amaç getirmeyi zorunlu kılar. Burak Savaş, Denise Kazado, Tuana Bozdemir, Mert Uğur Taslı, Yağız Yiğit, Candaş Şentürk, Kaan Babalar, Umut Asrın Kaptan, Can Mataracı, Aylin Mustafa, Can Çuhadar, Alihan Makasçı, Büge Erel, Vanessa Kaston, Dide Emniyetli, Meltem Balımtaş… Elbette bu isimlere zamanla eklenenler olur ve zaman içinde elenip gidenler de.
Sosyal sorumluluk projesi olarak yola çıkan ve bugüne kadar 13 ilde 13 okula ulaşan, çocuklarla ve hayallerle buluşan Bir Tebessüm İçin projesi artık daha çok çocuğa ulaşabilmek nedeniyle bir dernek. Bir Tebessüm İçin yollara düşen bu “Hayalperest” gençler neler yapıyorlar, bizler onların aracılığıyla köy okullarındaki çocuklara nasıl ulaşabiliriz kendileri anlatıyorlar.
Burak Savaş: Üniversitenin 1. sınıfı çok boş geldi, amacı yoktu. Bir şey yapmadan rahat edemiyordum. Denise ile okul dönüşünde buluşmuş ve diğer arkadaşlarımızın yanına gitmek için Kadıköy’den dolmuşa binmiştik. Dolmuşun sıkışık arka dörtlüsünde Erenköy’e doğru yol almaktayken düşüncelerim nihayet kelimelere dökülecek cesareti buldu: “Ben Türkiye’yi gezmek istiyorum Denise” dedim. Cevap beklediğim türdendi: “Ay n’olur Kars’a da gidelim.” Bu konuyu ilk Denise’e açmıştım çünkü bana bir hayalperest lazımdı. Artık iki kişiydik.
“Türkiye’yi gezmek istiyorum” cümlemin altında yatan temel etken gözlem yapma ve insanımızı tanıma arzumdu. Çevremde geleceğe dair umutsuz gençler görmenin beni mahvettiği bir ortamda, bize sunulan Türkiye çerçevesini kırmak topraklarımızı ve onun üzerinde yaşayan insanımızı bizzat tanıma isteği de diyebiliriz buna. Akranlarıma umut aşılarken tutunacak bir dalım olmalı diyordum.
Tamam Türkiye’yi gezmek güzeldi ama bunu bir proje haline getirip kitlelere ulaşmak ve gezdiğimiz yerlerde aldığımız hazzın yanında başka bir amaca da hizmet etmeliydik. O amacı bulma ve bu hayali projelendirerek hayata geçirme sürecimiz başlayacaktı fakat araya vizeler, finaller ve bunları takiben benim iki aylık yurtdışı eğitim seyahatimin girmesiyle bu süreç yaz sonrasına kaldı. Yurtdışında kalmak beni farklı sorular sormaya ve yeni cevaplar aramaya itti. Belki de kendi ülkemdeyken hiç sorgulamadığım şeylerin yokluğu, farklı bir kültür içinde fikirlerimin şekillenmesine yardım etti. Bizim insanımız mutlu olmayı ve mutlu etmeyi unutmuştu. İçten tebessümler yerini yapmacık kahkahalara bırakmıştı. İnsanımızı tanımadığımızı da farkettim. Üzerine gideceğimiz temel sorun bu olmalıydı. Tamam isyan ediyoruz ama yapılan bir şey yok. Sosyal medyada tepki veriyoruz o kadar. Elbette bunu da yadsımıyorum. Benim isyan tarzım da buydu, Anadolu’yu tanımak ve görmekti.
Türkiye’ye döndüğümde olgunlaşan fikirlerimin, Denise’in sınırları çizilemeyen hevesiyle birleşmesiyle başlama vaktinin geldiğine karar verdik. Projeyle ilgili her ayrıntı iyice planlamak istiyordum fakat Denise beni plan yapmayı bırakıp bir an önce yola çıkmamız gerektiğine ikna etti. Yola çıkacaktık ve bırakacaktık yol, yolculuğu belirlesin. Tesadüfler sonucu eski dostum Mert Uğur Taslı katıldı aramıza, şimdi üç kişiydik! Artık bir ismimiz de olsun dedik. Aklımıza gelenlerin birçoğunu eledikten sonra elimizde “tebessüm” kaldı. Çünkü “tebessüm” saftı, içtendi, bizden bir şeydi.
İsmimizi bulmuştuk, ilk gideceğimiz yer olarak da Mert Uğur Taslı’nın pek de gitmediği memleketi Ordu’yu seçtik. Herkes için mutluluk istiyorduk, ufak bir tebessümle başlamıştık. Bu tebessümleri çoğaltacak ve daha fazla mutluluğa sebep olacaktık. Bu yüzden çocukları seçtik çünkü bir çocuğun mutluluğu öyle bir güce sahiptir ki, etki alanındaki herkesi mutlu edebilir. “O zaman Ordu’da bir okul bulalım ve yardım götürelim” dedik.
Denise Kazado: Biz sınıfa girdiğimizde çocuklara iki soru soruyoruz; “En büyük hayaliniz ne” ve “sizi mutlu eden şey ne?” Bizim yaşımızdaki gençler ve daha büyükler buna cevap veremiyorlar. Bizim kuşak meslekleri sayıyor mesela. Hayal bu demek değil. Uzaya gitmek istiyorum gibi bir hayalden bahsediyorum. Ulaşması zordur ama belki bir gün başarabilirsiniz. Dünyanın en büyük dansçısı olacağım gibi. Çocukların hayal gücü bu konuda sınırsız ama belli bir dünyaları var. Şimdi Caddebostan’da büyümüş benim bir sınırım var, Kars’ta büyümüş çocuğun hayal dünyasının sınırı var. Benim derdim o sınırı genişletmek. Kars’ta öğrencilerden biri bana hayalimi sordu “dünyayı gezip sizin gibi çocuklarla tanışmak” dedim. “En çok nereye gitmek istiyorsun” diye sordu, “Hindistan” dedim, “büyümemi bekler misin birlikte gidelim” dedi. Artık onunla ortak bir hayalimiz var. Zaten hepsiyle iletişimimiz döndükten sonra da devam ediyor. Gideceğim gün onu da götürmek benim bir sorumluluğum artık. Hayal gücünün sınırlarını genişletmek ve bunu somutlaştırmak hedefimiz.
“Yanımızda top götürüyorsak bu birlikte oynayalım diye”
Burak Savaş: Yardımlaşma denince top, kitap, boya alalım ve çocuklara gönderelim gibi bir algı var. Bizi de boyalarla toplarla görünce öyle sanıyorlar. Bizim yardımlaşmadan anladığımız bu değil. Öyle olsa malzemeleri alır göndeririz. Sonuçta kendi masraflarımızı kendimiz karşılıyoruz. Bu masrafı da çocuklara bir şeyler almaya ekleriz mesela… Yardımlaşma iki taraflı bir platform. Verdiğimiz kadar almamız gerekiyor. Top veriyorsak bu birlikte oynayabilelim diye. Hayal yardımlaşması bu, birlikte hayal kuruyoruz. Gündemdeki kutuplaşmanın suni olduğunu, gelecek nesillere aktarmak ve inandırmak ve toplumsal uzlaşının – çünkü eninde sonunda oraya gideceğiz – temelini kurmaktı benim hayalim. Bazımız Türkiye gerçeğini daha iyi biliyor, bazımız hiç bilmiyor ama biz gidiyoruz birlikte oyun oynuyoruz ve paylaşıyoruz.
Bir çocuğun hayali dünyayı değiştirir
Denise Kazado: Benim ilerde çalışma alanım da çocuklar olacak. Bir şeyler yapmak, dünyaya bir şey katmak istiyorsak bunu ancak çocuklarla başarabiliriz. Çocuğun aklında bir soru işareti oluşturduğunuz zaman çocuğun onu hayal etmesi, gerçekleştirmesi, yetişkinin bunu yapabilmesinden çok daha kolay.
Bireysel olarak sizin hayatınızda ne değişti, ilk gittiğiniz okuldan döndükten sonra o gece yattığınızda ne düşündünüz?
Umut Asrın: Ben Karslıyım. Babamın köyüne ilk kez bu projeyle gittim. Hatta yola çıkarken keşke gitmeseydik demiştim. İlk gün iki çocuk vardı, onlarla vakit geçirdik, ikinci gün gittiğimizde çocukların kitaplara olan düşkünlüğü beni çok şaşırttı. Daha çok oyuncak götürelim diye konuşmuştuk ama çocuklar kitaplara çok ilgi gösterdiler. Bu bana faydalı olduğumu hissettirdi ve gerçek bir mutluluk yaşadım.
Denise Kazado: İyi gidersen iyi karşılanırsındır felsefem. Hayalperest diyorlar bana, evet uçtuğumun farkındayım. Ordu’ya gittiğimizde iki erkek ve ben gittik. Muhafazakarlar. Ne kadar garipsenir ki diye düşünmüştük. Bu kadar rahatsız hissedeceğimi hiç düşünmemiştim açıkçası. Hatta arkadaşlar bir kız arkadaş daha bulalım dediklerinde yok canım ben rahatsız olmam demiştim. Ben hala kendi rahatsızlığımı düşünüyordum. Çok şaşırdım. Farklı kültürlerin bu kadar iç içe yaşayıp birbirinden bu kadar habersiz olmaları beni çok şaşırttı. Proje algımı ve insanlara olan yaklaşımımı biraz değiştirdi. Yetişkinlerle konuşurken zorlanan bir insanım, çocuklarla rahatım. Bu proje bana da bunu öğretiyor. Gün geçtikçe daha rahat olmayı. Çocuklarla ilk buluşmadan sonra içimdeki huzuru anlatmama kelimeler gerçekten yetmez. Karşılıksız bir sevgi bağı o.
Tuana Bozdemir: Annem sınıf öğretmeni olduğu için çocuklarla daha yakınım zannediyordum kendimi. Ama hiç öyle değilmiş çünkü birbirine dokunma hali içinde değildim çocuklarla. İlk Bursa’ya kötü durumda olan bir okula gittim. Ben yurtdışında kariyer planlayan, Türkiye’den gitmek isteyen bir insandım. Böyle bir gerçekliğin ortasına düştüm. Bu farkında olduğumu zannettiğim bir gerçeklikti. Benim için kendi ülkemle kucaklaşma hali bu proje. İzmir’de büyüdüm ben. Akademik bir eğitim aldım. Sosyal projelerimiz açıkçası yoktu. O yüzden şimdi çocuklarla birlikte hayal kurmak, o dünyayı somutlaştırmak çok heyecan verici bir şey. Ben de hayal kurmayı ve kurduğum hayalleri gerçeğe dönüştürebilmeyi öğreniyorum.
Mert Uğur Taslı: Ben ilk Ordu’ya gittim. Zaten Orduluyum. Tanıdığım bir yerdi ama heyecanlandım. Her şehre gittiğimizde heyecanlanıyorum ve okula girdiğimde bu heyecanım daha da artıyor. Ordu’ya gidip gelirdim ama yakınında olduğum bir yere ilk kez gitmişim gibi bir histi. İz bırakıyor bizde. Mesela Ahmet isminde bir öğrenci geçen babasının telefonundan aradı, verdiğim kitabı bitirmiş, yazara teşekkür etmek istedi. Bana köyü de gezdirmişti.
Burak Savaş: Taslı bu köy gezisinden elinde iki metal parçayla döndü. Birini bana verdi Ahmet gönderdi diye. Ne olduğunu anlamaya çalıştım. Bir tane oyuncak arabası varmış iki parçasını çıkarmış birini Taslı’ya vermiş diğerini de bana göndermiş. Çocuk tek oyuncağının iki parçasını bizimle paylaştı.
(Taslı cebinden çıkarıp gösteriyor parçayı. Yanında taşıyor.)
Burak Savaş: Ağzımdan umut çıksa da o kadar umutlu değildim ülkeyle ilgili. Öyle şeyler görüyor, öyle şeyler yaşıyoruz ki, sonuçta biz uzayda yaşamıyoruz ya da cam bir fanusun içinde… İlk defa Ordu’ya gittik. Öğrettiği, değiştirdiği şey -bir anda değişim zor tabii- ne kadar değerli insanlar var ve ne kadar kolaymış bambaşka bir hal almamız, nereye gitmişiz ve döndürebiliriz bunu gördüm. Belki elitist diyebileceğim bir kafa değişiyor. Kimse kimseye bir değişim götüremez, ama birlikte bir şeyleri farkedebiliriz bunu gördüm. Ordu’da bizi çiçeklerle karşıladılar. Derme çatma bir okul, öğretmen birçok şeyi kendi yaptırmış. Küçücük bir oda… Yalova’ya önyargılı gittik, burası iyidir diye. Ama taşımalı sistem bir köy okuluydu ve durumları iyi değildi. Kars’ta Umut’un köyüne gittik ve ekstra bir ilgi vardı. Köy evinde yemek verdiler bize. Karşılanmamız amacımızı hissettikleri gibi oluyor. Akokaliptik bir şey oluyor. Sanki dünyanın sonu gelmiş gibi tak diye kafalar bize çevriliyor.
Tuana Bozdemir: Gideceğimiz okullarla iletişime ben geçiyorum. Bazen çok şüpheci yaklaşabiliyorlar. Örneğin Balıkesir’de sürekli ikramda bulunuyorlardı ama “neden geldiniz” sorusunu gözlerinden okuyabiliyorduk.
Burak Savaş: Hatta bir okulda “bir numara verin sizi araştırayım dedi” ben mi vereyim numarayı dedim… Açıkçası yöneticiler çekimser yaklaşıyorlar ama en büyük desteği öğretmenlerden görüyoruz. Gerçekten mesleğinin hakkını veren öğretmenler var bu ülkede.
Okulu neye göre belirliyorsunuz?
Tuana Bozdemir: Türkiye haritamız var, onu boyamamız lazım dedik. Aklımızda bir şehir oluyor muhakkak. Bu konuda içimizden birinin memleketini takip ediyoruz hala. Bunu pratik olmak için yapıyoruz. Bir tanıdık olursa nereden nereye gideceğimizi daha iyi biliriz, araba kiralayabiliriz gibi rutinleri oturtabilmek için tercih ediyoruz.
Burak Savaş: Güven olayı da var açıkçası. Umut’un ailesi Kars’ta çok tanınan bir aile. Bilmem kim amcanın torunları geliyor deniyor ve baştan bir tanıdık oluyoruz. Ordu’da Taslı’nın yeğenleri geliyor deniyor. Ama örneğin Sivas’ta hiç tanıdığımız yoktu.
Tuana Bozdemir: Gerisini haritadan bakıp seçiyoruz. Sonrasında o ilde yardıma ihtiyacı olan okulları araştırıp, listeliyorum. Köy okullarının hemen hemen hepsinin taşımalı olması büyük sıkıntı. Okullar bir bir kapanıyor. Kalkınmaya hizmet eden bir şey yok demek kapanan okul. Örneğin gittiğimiz birçok yerde akşam 5’ten sonra yetişkinlere okuma yazma öğretildiğini biliyoruz. Köy okullarının imkanları çok kötü evet ama okulun olmaması çok daha olumsuz bir şey. Yozgat’ta 36 okul aradım ama hepsi ilçelere taşınmışlar. Önceliğimiz koşulları kötü olan okullar.
Hayalperest oda nedir?
Denise Kazado: Bizlerin okuduğumuz okullarda kaliteli vakit geçirebilmek için olanaklarımız vardı. Oyun oynamak istediğimizde veya sessizce kitap okumak istediğimizde bu isteklerimize rahatça kavuşuyorduk. Tüm bu olanaklar elimizin altındaydı. Yardım götürdüğümüz okulların koşulları kötü. Derslerin dışında da kaliteli vakit geçirmeleri için imkan sağlamak istiyoruz. Bir oda yapalım dedik. Birçok isim düşündük sonra ben Pam Munoz Ryan’ın Neruda’nın çocukluğundaki olaylardan ilham alarak yazdığı kitabı Hayalperest’i okudum, çok hoşuma gitti ve bizim odamızın adı da Hayalperest oldu. Hepimizin bir hayali vardı bu yola çıkarken, aslında hepimiz bir anlamda birer hayalperestiz. Her odanın bir teması oluyor. Her yere ayrı bir temayla gidiyoruz. Mesela Kars’a deniz temasıyla gittik. Balıklar, dalgıçlar gibi resimlerle bir oda yaptık ve hayallere dal dedik. Sivas’a gittiğimizde orman temasını kullandık. Türkiye’de göremeyeceğiniz hayvanları da içine koyduk. Çocukların merakı da artsın istedik. Legolar, oyuncaklar götürüyoruz yanımızda. Duvarları kendimiz boyuyor ve resimler kullanıyoruz. Çocukların oyun oynayabilecekleri, kitap okuyabilecekleri, hayal kurabilecekleri bir yer yapıyoruz.
Burak Savaş: Hepimizin kaçmaya ihtiyacı olur ya bazen. Elbette burada kimseye akıl vermiyoruz, köy çocuklarının hayal güçleri bizimkinden çok daha sınırsız ama bir imkan tanıyoruz biz. Birlikte resim yapıyor, oyun oynuyoruz ama odayı da kurup dönüyoruz. Bizim iki haftamızı alıyor bir odanın hazırlanması. Bir hafta İstanbul’da hazırlanıyoruz. Kuş resimleri kesiyoruz mesela oturup. Onlar mutlu oluyor biz de bir amaç etrafında toplanarak emek harcıyoruz. Karşılıklı bir güzellik doğuyor. Klasik üniversitelinin hayatından çıkıyoruz biz de.
Denise Kazado: Biz de içimizdeki çocuğu çıkartıyoruz böylece. Yoksa boya yapmayı insanlar 12 yaşında bırakıyorlar. Biz de 20’li yaşlarda tekrar o dünyayı hatırlamış oluyoruz.
Tuana Bozdemir: Kitap okuma alışkanlığı gittiğimiz okullardaki çocukların yaşlarında kazanılıyor. Bir de derste kitap okumaktan çok daha eğlenceli geliyor çocuklara Hayalperest Oda’da kitap okumak. Çünkü zorunluluk yok, bu bir ödev değil. Kitap götürmek güzel ama kitap okuyacak ortamı yaratmak da önemli. Okul öncesi eğitim çok önemli, onlarda eksik olan kısım bu. Öğretmenlerin inisiyatifiyle kullanıyorlar odayı. Öğretmen hadi son dersi Hayalperest Oda’da yapıyoruz diyebiliyor. Bu kısma karışmıyoruz. Bir de köylerde çocuklar istedikleri zaman okullarında girip çıkabiliyorlar. Bazı gittiğimiz okullarda boş hiç odaları veya verecekleri bir sınıf olmuyor. O zaman Hayalperest Oda’yı yapamıyoruz. Götürdüğümüz yardımları paylaşıyor, oyunlar oynuyoruz.
Döndükten sonra?
Burak Savaş: Gittiğimiz bazı okullarda 10 öğrenci var, bazısında 100 öğrenci. Hepsini ayrı ayrı döndükten sonra takip etmemiz olanaksız. Ama şöyle bir şey oluyor gittiğimiz her okulda hepimizin ayrı ayrı diyalog kurduğu bir öğrenci muhakkak oluyor. Onlar bir şekilde birimizden birini seçiyorlar ve rutin olarak haberleşmeye devam ediyoruz. Sonrasında yine öğretmenlere iş düşüyor açıkçası.
Bizler ne yapabiliriz?
Burak Savaş: Bağış yapabilirsiniz. Neden? Maalesef yardımlaşma bizde doğru anlaşılmıyor. İnsanlar evde çocuklarından kalan yarım boyaları veya kullanılmış eşyalarını gönderiyorlar. O nedenle materyal yardımı almıyoruz. Yeni alıp bize iletin desem, inanın biz bu işi çok daha düşük bir maliyette yapıyoruz. En uygun boya nerededir, oyuncakların çeşitleri gibi Eminönü’nde araştırmadığımız yer kalmadı. Ancak yayınevlerinden çocuk kitapları desteği alırsak çok memnun oluruz.
Bir Tebessüm İçin Derneği’ne katkıda bulunmak isterseniz:
Bir Tebessüm İçin Derneği
Tel: 0531 928 31 97
Adres: Osmanağa Mahallesi, Söğütlüçeşme Caddesi Bulvar Pasajı No: 64/63 Kadıköy – İstanbul
Web: www.birtebessumicin.org
Hesap: Akbank IBAN TR64 0004 3288 8000 1085 32

Kasım 25, 2018