Rahatsız edici bir tüketim ve mülkiyet eleştirisi: Işıltılı Haşereler
Tiyatro

Rahatsız edici bir tüketim ve mülkiyet eleştirisi: Işıltılı Haşereler

Sahip olmak istediklerimizin, doğrudan bir başkasının canının mahvına sebep olacağını bilsek, yine onları aynı tutkuyla istemeye devam edebilir miyiz? Ya da kestirmeden bir soruyla, tüketmek için yok etmeye ne kadar cesaretimiz var?

Tuğsan ÜNLÜ

İkinci Kat’ın 2017 senesinin sonlarından bu yana sahnelediği Işıltılı Haşereler oyunu, bu soruların yanıtını arıyor. Işıltılı Haşereler, Türkiye’de daha önce Korku Tüneli (İkinci Kat), Kara Vanilya Ormanı (Talimhane Tiyatrosu), Uğrak Yeri (Craft Tiyatro), Kürklü Merkür (DOT Tiyatro) gibi oyunları sahnelenen İngiliz yazar Philip Ridley’in kaleme aldığı bir oyun. İkinci Kat bünyesinde Hasan Can Utku çevirisi ve Eyüp Emre Uçaray rejisiyle sahneleniyor. Oyunun rollerini ise Pınar Çağlar Gençtürk, Ünal Yeter ve Selen Uçer paylaşıyorlar.

Bir ucu kentsel dönüşüme dokunan hikâye

Kentsel dönüşüm üzerinden bir hafızasızlaştırma, göçmenlik ve mültecilik, yakın dönemde yazılan tiyatro oyunlarına sıklıkla konu oluyor. Aynı zamanda bu konuları ihtiva eden oyunlar da tiyatroların repertuvar seçimlerinde başat bir yerde duruyor. Bunun en büyük nedenlerinden birisi, tüm bu konuların zamansız ve mekânsız olmaları. Özneleri ve yurtları gizlenerek veya değiştirilerek anlatıldığında dahi etkisinden hiçbir şey kaybetmeyecek evrensel problemler oluşları. BAM’ın “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”, Moda Sahnesi’nin “Ağaçların Kokusu” ve Mam’art Tiyatro’nun “Nereye Gitti Bütün Çiçekler?” oyunları, bu kıstaslara uyan ve görülmeye değer yapımlardan yalnızca birkaçı.

Philip Ridley’in Işıltılı Haşereler oyunu da bir kentsel dönüşüm hikâyesi etrafında şekilleniyor. Jill ve Ollie çifti, kentsel dönüşüm projesi kapsamında kendilerine gösterilen evlerine büyük bir heyecanla yerleşiyorlar, nihayet “sahibi” olacakları bir evde oturmanın heyecanıyla. Buraya kadar her şey olağan gözükürken önceleri evlerinin ihtiyaçlarını, sonraları ise kişisel zevklerini finanse etmek için tesadüfen buldukları doğaüstü bir yöntemle kendilerini büyük bir dilemmanın esiri yapıyorlar: Bu şeye veya şeylere, birinin hayatına kastetmeyi taammüden göze alacak kadar ihtiyacımız var mı?

Oyunun derdine izleyiciyi ortak etmek

Diyojen’in “En fazla şeye sahip olan kişi, en az ile yetinendir.” düsturuna rahmet okutacak bir tavırla çiftin ihtiyaçlarının ardı arkası yeni evlerine yerleştikten sonra da kesilmiyor. Fakat bir zaman sonra yaptıklarından nedamet getirmeye, en azından bunları birileriyle paylaşarak omuzlarındaki yükü hafifletmeye karar veriyorlar. Koltuğundaki izleyici için oyun buradan itibaren başlıyor aslında. İzleyiciler, sahne üzerinde çiftin bir nevi günah çıkarmasına tanıklık ediyor. Salt, etkisiz bir tanıklıktan ziyade kimi zaman olaylar hakkında görüşlerini belirterek ve defaatle kendilerini onların yerine koyarak.

Tüketim ve mülkiyet üzerine fikirler

Tüketimle ilgili bilindik hikâyedir, Denis Diderot bir gün kendisine yeni bir sabahlık alır ve daha sonra evindeki hiçbir eşyayı bu sabahlığın yanına yakıştıramaz. Bir döngü içerisinde evindeki her eşyayı tek tek yenilemeye başlar. Diderot etkisi olarak anılan bu ve benzeri eylemlerin tetikleyicisi, oyundaki çift için yeni taşındıkları “rüya” evleri oluyor. Bir eve sahip olmalarıyla başlayan süreçte kendi hâlinde bir çiftin kapıldığı tüketim anaforunu uyarıcılarıyla birlikte ele alıyor oyun. Evin hususi ve ziyadesiyle kişisel bir barınak olmasına rağmen en büyük muhatabı ekseriyetle içerisinde yaşayanlardan sonra komşuları oluyor. Belki bazen içerisinde yaşayanlardan da önce. Jill ve Ollie çifti de muhtelif sözde sebeplerle evlerinde yaptıkları yenilikleri, satın aldıkları ürünleri, özetle kendilerini diğerlerinden ayıracak tüm maddi sahipliklerini komşularıyla paylaşmaktan tarifsiz bir haz duyuyorlar.

Çift, tüketim rutinlerini bir madde bağımlısınınkine benzer tepkiler göstererek gerçekleştiriyor. Tüketim fikirlerini açıklamadan önce birbirilerinden dahi çekiniyorlar, niyetleri ayyuka çıktıktan sonra önceki deneyimlerini gözden geçirerek vicdan muhasebesi yapıyorlar, kendilerini yapılması gerektiğine ikna ediyorlar ve yapıyorlar. Bu yönüyle yazarın tüketime patolojik bir vaka olarak yaklaştığını söyleyebilmek gayet mümkün.

Doğaüstülüğün şaşaasız temsili

Oyun, Cem Yılmazer’in sahne ve ışık tasarımlarıyla, sihirli bir kutuyu andıran platformun içerisinde oynanıyor. Oyunun doğaüstü atmosferi izleyiciye bu platformun ışıklandırması ve Eda Er’in hazırladığı müzikler vasıtasıyla hissettiriliyor. Sahne üzerinde çok fazla dekor nesnesinin bulunmaması oyunun tüketimle olan derdine ayak uyduruyor. Yüzyıllardır süregelen insan davranışına dair bir konuya eğilmek için oyuncular ve birkaç parça eşya dışında herhangi bir şeye ihtiyaç duyulmuyor.

Philip Ridley’in alegorik anlatımı

Philip Ridley, çevresel uyarıcılarla tüketimin nasıl şekillendiğini, bir şeye birinci elden ve herkesten önce sahip olmanın yarattığı liderlik yanılsamasını doğaüstü bir olay üzerinden yalın bir dille anlatıyor. Sahne tasarımında da kendini gösteren oyunun bu oksimoron durum üzerine kurulu yapısı, zaman zaman izleyiciyi kahkahalarla güldürse de çiftin eylemlerinin yarattığı ürperti salona ansızın derin bir sessizliği beraberinde getirebiliyor.

Oyunda kullanılan alegorik anlatım, izleyicinin oyunu zihninde farklı çıkarımlarla ilişkilendirmesine imkân tanıyor. Işıltılı haşereler olarak nitelendirilen insanları, çalışmaya, para kazanmaya ayırdığımız zaman, bu insanlara verilen zarar sonucunda elde edilen kazanımları ise gündelik hayatımızda ihtiyacını ne kadar hissettiğimiz tartışmaya açık olan herhangi bir teknolojik alet olarak düşünebiliriz. Henry David Thoreau’nun “Bir şeyin bedeli, karşılığında hemen ya da uzun vadede takas edilmesi gereken yaşam miktarıdır.” sözüyle hemhâl bu görüş oyunun da bir özetini niteliyor.

Ridley, gerçek dışılığıyla izleyici zihninin en ücra köşelerine soyutladığı derdini farklı bir formda yeniden izleyicinin havsalasına sunuyor. Fakat bu defa yönünü tamamıyla izleyiciye dönerek, izleyiciyi töhmet altında bırakan bir üslupla yapıyor bunu. İzleyicisini, ev sahibi olmak, araba sahibi olmak, daha iyi bir ev sahibi olmak, daha iyi bir araba sahibi olmak döngüsü içerisinde gelenekselleşmiş tüketim alışkanlıklarının ve ihtiyaç tanımlarının üzerine düşünmeye teşvik edecek güçlü ve bir o kadar da rahatsız edici bir oyun Işıltılı Haşereler.

Künye
Yazar: Philip Ridley
Çevirmen: Hasan Can Utku
Yönetmen: Eyüp Emre Uçaray
Yönetmen Yardımcısı: Emin Şentürk
Dekor ve Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Dekor Realizasyon: Muhtar Pattabanoğlu
Kostüm Tasarımı: Hilal Polat
Müzik: Eda Er
Oynayanlar: Pınar Çağlar Gençtürk, Ünal Yeter ve Selen Uçer
Süre: 90 dakika – Tek perde

 

 

Ağustos 20, 2019